shopify analytics tool
YILDIZLAR SAÇA SAÇA Bir Akdeniz şehrinin deniz görmez sokaklarından biriydi. Dalgın adımlarla yürüdüğüm bir bahar günü çıkmıştı karşıma. Kimbilir, belki de çocukluğum varmıştı o köşe başına. Eni boyu daracık, düzayak bir sokaktı. Bir ucundan öte ucuna yürümek üç beş dakika sürmezdi bile. İki yanında sıralanmış boncuk oyası bahçeler yaz kış yasemin kokar, geleni geçeni sarhoş ederdi. Hele bir hurma ağacım vardı ki sormayın gitsin… Martılara kafa tutan beton kuleler şehri hızla ele geçirirken direniyordu sokak. Henüz soytarılığın bulaşmadığı kapısı bacası açık evleri gördükçe utanırdım. Kaç kilidi vardı çelik kapımın? Hatırlamak bile istemezdim. Sokağa girer girmez yalnızlığım suspus olur, alçaktan uçardı güvercinler. Yüreğim şenlenir, kanatlarından öperdim teker teker. İlkin Çörek’le selamlaşırdık. Fıstık da gelince tamam olurduk. Paçalarımı usulca okşayan kedilerle munis, mırıltılı bir sohbete koyulurduk. Sarı boyalı evden bir akordeon sesi yükselirdi bazı günler. ‘Kapıyı tıklatıp içeri girsem Amelie’yi görür müyüm?’ diye düşünürdüm. Ağarmış perdelerle göz göze gelir, perçemli bir hüzünle yakardım sigaramı. Görmüş geçirmiş palmiyeler nasıl da oynaşırdı bir sigara içimlik düşlerimle… İki adım ötedeki mavi evin camlarına yapışan bulutlar bile gülerdi hâlime. Güvercinler havalanıp kalbime konarlardı usul usul, tek tek… Sarı evden üç beş adım ileride mavi badanalı evin bahçesiyle selamlaşırdım. Gözü pek, taptaze bir incir ağacı gülümserdi ufacık avlusundan. Sığındığı el kadar toprakta inatla büyüyen ağacın önünde saygıyla eğilirdim. Bir selam da o çakardı yapraklarıyla. Sonbahar gecelerinde bir başka saklanırdım kendime. Bir tek o sokak çıkarırdı beni kuytularımdan. Dayanamaz, kalkar giderdim. Hele melisalar açmaya görsün körkütük yıldızlar dökülürdü gökyüzünden. Bir toz bulutuna gömüldüğü güne kadar mutluyduk sokağımla. İlkin mavi boyalı evi yok ettiler. Güvercinler kahırla uçuşup konacak dam ararken, öteki evleri de yıkmaya başladılar. İncir ağacının acısıyla yanarken başka hüzünler kondu yüreğime... Bahçeler talan edilirken dayanamadım, kaçtım. Uzun zaman gidemedim oralara. Olmadık yerlere vurdum kendimi. En çok dolunayda ağladım. Hayata sağır olduğum bir gece, o ses çalındı kulağıma. Evden nasıl çıktığımı, sokağın başına nasıl vardığımı hatırlamıyorum. İnsana tepeden bakan beton zebaniler kesti yolumu. Okkalı bir küfürle basıp geçtim önlerinden. Bir kahır tüneline benzemişti sokağım. Kasveti üstüme çullanırken, o sese tutunup yürüdüm. Kaç solukta adımladım akordeonun ezgisini, bilmiyorum. Belki de bir yıldızla kayıp kondum sarı evin önüne. Işıl ışıldı bahçe. Önce palmiyeler kucakladı şaşkınlığımı. Sonra melisa kokulu yaşlı bir kadının parmakları... Sımsıkı kucakladığı akordeonunu hüzünle çalıyordu kadın. Saçları ağarmış, parmakları güçsüz olsa da dipdiri bir aşkla basıyordu tuşlara. Bahçe duvarının gölgesine çöküp ağlamaya başladım. Utançla baktım gökyüzüne. Zebanilere inatla direnen bir eski zaman kadını dans ediyordu dolunayla. Savrulan eteklerinden yıldızlar saça saça karanlığa... Asuman Portakal

Bu sitede yer alan tüm yazı, resim ve benzeri içeriğin tüm hakları Asuman Portakal'a aittir. İzinsiz kopyalanması ya da kullanılması yasaktır.

Asuman Aksel Portakal © 2016 | Web Tasarım: Yalçın Ece